Anasayfa / 1.Manşet / Halk TV’de Uğur Dündar’ın İlhan Kesici Söyleşisi – Cevat Kulaksız
hqdefault

Halk TV’de Uğur Dündar’ın İlhan Kesici Söyleşisi – Cevat Kulaksız

Sözcü Yazarı Uğur Dündar’ın sunuculuğunu yaptığı Halk TV de “Halk Arenası” programında İlhan Kesici, hükümetin Arap ve Suriye Politikasının “fiyasko” olduğunu söyleyerek AKP nin özellikle ekonomideki yanlış politikalarını da eleştiren ilginç konuşma ve açıklamalarda bulundu.

Gecenin geç saatlerinde yapılan bu söyleşideki değerli ekonomistimizin yararlı konuşmaların detaylarını okuyucularımızın da yararlanması için bant çözümünden aktararak sizinle paylaşmak istedim.  Bant çözümündeki kaçırdığım rakam ve kelime endişesi içinde kusurların affı dileğimle bu yararlı konuşma ve açıklamaları aşağıda sunuyorum, umarım yararlı olur.

{İLHAN KESİCİ KİMDİR: (d. 22 Kasım 1948, Zara, Sivas, Türkiye), Türk siyasetçi.

ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede Master derecesi aldı. İngiltere Bradford Üniversitesi “Kalkınma ve Altyapı Projeleri Eğitimi”, Londra Kraliyet Kamu Yönetimi Enstitüsü “Kamu Yüksek Yöneticiliği Eğitimi” aldı. DPT Avrupa Topluluğu Nezdinde Daimi Delegasyon Başkan Yardımcılığı, DPT Müsteşarlığı yaptı. Aralık 1991-Ağustos 1993 tarihleri arasında Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyeliği yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde aday oldu ancak kaybetti. XX. Dönem Bursa Milletvekilliği yaptı.

22 Mayıs 2007 tarihinde CHP’ye üye oldu ve XXIII. Dönem İstanbul milletvekili oldu. 28 Eylül 2010 tarihinde CHP’den istifa etti. Evli ve bir çocuk babasıdır}.

Uğur Dündar: “Arap baharına neden olan, dinamik zaafları, o coğrafyadaki insanların fakirlikleri, oradaki zenginliklerin hakça paylaşılamamasından kaynaklanan o zaafları kapsayan bir Arena sohbeti yapmıştık. Daha sonra da üç-beş ülkede olan Arap Baharını ele almıştık, masaya yatırmıştık. Ben o sırada Star’dan ayrılmak zorunda kalmıştım. Ben ondan sonra mesleğimi yapamadım. Ama şimdi sözcüde yazılarıma özgürce devam ettim ama televizyoncu olarak mesleğimi yapamadım. Siz de o tarihten bu yana hiçbir TV ya çıkmadınız, çıkarılmadınız. Hatta bazı TV programlarında son dakikada engellendiniz, çıkarılmadınız. Neden acaba sizde radyasyon mu falan mı var, sizden çekiniyorlar mı?

 

BUNLARA ATATÜRK DÜŞMANI, LAİKLİK CUMHURİYET DÜŞMANI DESENİZ ALDIRMIYORLAR”

İlhan Kesici: “Bu hükümet ana hatları itibariyle, kaybına mesela bunlara “Atatürk düşmanı” derseniz ona çok aldırış etmiyorlar. Çünkü kendi camiaları oy kaybına neden olur diye anlıyorlar yahut “Cumhuriyet düşmanı, laiklik düşmanı” gibi bir şey derseniz, buralardan tenkit ederseniz, hükümetten aldırış etmiyorlar.

Ama ekonomi ile bir şey söyleyeceğiniz zaman, hükümetin en iftihar ettiği alan ekonomi ise, sayın başbakan ekonomiden çok övünüyor. Sayın Başbakan Kendinden önceki ekonomilerin çok üstünde bir ekonomik performans içinde olduklarının kanaatinde. Ekranda bazen bakıyorum, söylediklerine inanasım geliyor. Çünkü rakamları öyle koyuyorlar herhalde. Bu ekonomi bürokrasisi bunu biraz bilir. Bilançoları nasıl çıkarmak lazım, hangi rakamları öne çıkarmak lazım filan. Eğer ilgilisi, sayın başbakan diyelim, duruma vakıf ise, oradan çıkarır alır. Ama konuya az vakıf ise çok inanır, o zaman yanlışlar filan olur. İki buçuk üç senelik milletvekilliği dönemimizde iki defa bütçe konuşmaları yaptık, bu konuşmalar bütçenin en tesirli konuşmalarıdır. Hani 1215 Magna Carta deriz ya biz. Bu 1215 Magna Carta’nın sebebi vatandaşlarla ilgili toplanmasıyla ilgili düzenlemelerdir. İki aradan bir müddet sonra aradan 23-25 gün geçtikten sonra, vatandaştan toplanacak paraların nereye harcanacakların denetlenmesidir. Bunu nedeni bütçedir. Bütçenin başka kalemleri var, bunları vatandaşları vatandaştan toplanan gelirlerdir. Devletin harcamaları. Şimdi Meclisin ana gündemi bütçelerdir. Böyle olunca da bütçelerin açılış konuşmalarını genellikle genel başkanlar yapar. Bunun 15-20 günlük genel kurul safahatı vardır. Açış konuşmasını genel başkan yapar bu tam bir saattir, kapanış konuşmasını da ya kendisi yapar ya da emanet edeceği bir arkadaş yapar. Sayın Baykal, bütçenin kapanış konuşmasını bana yaptırdı. Daha doğrusu Meclislerin mevcudiyet sebebi bütçelerdir.

U.D.: O zaman konuşmalarında bürokrasiyi sanırım ürküttünüz.  Şimdi biz geleceğiz ekonomik durumu irdelerken, sayın başbakanın “mucize yarattık” diyen genel tablonun aslının öyle olmadığını rakamlarla, belgelerle ortaya sereceksiniz, kamuoyuna sunacaksınız.

Sayın Kesici, sözümüze Arap baharıyla başladık, Arap Baharı konusunda çok eleştiriler olmakta. Enteresan gelişmeler yaşandı, örneğin Libya Başbakanı Ali Zeydan El kaideciler tarafından kaçırıldı. Hem de otel odasından, koskoca başbakan otelde otururken geliyorlar kaçırıyorlar. Bu arada Suriye hududumuzda El Kaideciler ve El Nusracılar Kuzey Arabistan devleti kurduklarını açıkladılar; yine Arap Baharının simge ülkelerinden biri olan Mısır’da darbe yapıldı ve ABD nin darbeye karşı tavrı merak edilirken karşı çıkmadı ABD. Beyaz Saray, hatta Irak hükümetiyle ilişkilerinin dahi yoğunlaştırılacağına dair bir açıklama geldi. Bu arada Beşar Esad’ın kimyasal silahları imha etmesi Amerika’da nerede ise, takdirle övgüyle karşılanan bir durum haline geldi. Siz bunları neye bağlıyorsunuz. Bunu neye bağlıyorsunuz, bu konuda neler söyleyeceksiniz. Bu arada Arap Baharı bağlamında Türkiye’nin Suriye politikasına dönük olarak getirebileceğiniz bir eleştiri var m?

 

“ARAPLARIN SON 30 YILLIK EKEONOMİLERİ BİR FELAKET”

İ.K. : “Bu Arap baharı dediğimiz olay dünya ekonomisiyle bağlantılıdır, bir ekonomik kurdur. Dünya ekonomisiyle ilgilidir, Birleşmiş Milletlerin yayınları var, dünya bankasının ekonomik yayınları var, Dünya Kalkın Raporu, IMF nin yıllık dünya ekonomisinin görümü diye bir yayını vardır, Bir de BM milletlerin insani gelişme raporu vardır, haliyle onun da bir ekonomik raporu vardır. Fakat enteresan bir şeydi o, son sene içerisinde, demek ki dünya Arap dünyasının ekonomik yapısını çok takip ediyor ki, BM ayrıca dünya insanı raporunu yanında bir Arap Kalkınma raporu var. Asya, Afrika kalkınma raporu yok, ama Arap Kalkınma raporu bulunmakta, uzmanları da var. Bu sizinle yaptığım konuşmadaki raporlar bu iki. Burda o sıralar çok da makale yayınlandı. Dünyanın büyük gazetecileri veya Orta Doğu’nun gazetecileri, ekonomik verilerde kullanılmak üzere; orda şöyle bir ad geçti, benim için ciddi bir laf değil. Makalelerde okuduğum zaman, o da şudur: “1975-2005 yılları arasında, son 30 sene içerisinde 22 tane Arap ülkesinin toplamında ortalama 30 senelik büyük ekonomik toplamı 6.4 kişi başına nüfus artış hızlarını da koyarsanız 9 eder; iki buçuk da nüfus artış olsun ortalama yüzde 9 ama 30 senenin toplamı yüzde 9. Felaket çok felaket. Ak Parti hükümetini tenkit edeceğim ama üç kere yüzde dokuz var, üç tane var. Bir yılda, on yılda üç tane, dört tane yüzde dokuzluk bir büyümeyi, dünyanın en büyük Arap petrolleri var. Müthiş zenginliklerine rağmen yüzde dokuz 30 senede.

Şimdi biz bunu yıllık sınıflandırmış olalım, nerdeyse yüzde yarımın altında yüzde sıfır. 0.4 gibi bir rakam çıkıyor. Sefalete mahkûmlar, birinci bölümü bu. İkinci bölümü de bu milli gelirin bir de dağılımı var Bu ekonominim sınıflar arasında dehşetengiz bir bozuk dağılımı var. Ben BM in neden Arap Kalkınma Raporu oluşturduğunu bu rakamları o andan itibaren gördükten anlamaya, görmeye başladım. Böyle bir resimde adı Arap olur, Asya’lı olur, Avrupa’lı olur, nereli olursa olsun, 30 senede sadece yüzde 9 büyüyeceksiniz. Yıllık ortalama yüzde yarımın altında büyüyeceksiniz, milli gelir dağılımı çok kötü olacak, bir de bunu yavaş yavaş (50 sene önce olur da yani bir sorun çıkmaz) bir de yavaş yavaş azdan az, çoktan çok bu ülkenin, bu ülkelere internet giriyor bu ülkelere feucbouk giriyor. O zaman tvıtter yoktu ama cep telefonu haberleşmeleri vardı, bunlar da genç insanların elinde. Genç inşalar da en kötü haliyle ilkokul ortaokul bitiriyorlar. Bu böyle olunca bütün Araplar çok kötü durumda. Bazen özgürlükleri konuşma hürriyeti, konuşma hakkı, yazma hürriyeti yazma hakkı diye bakarız ama en önemli özgürlük alanlarından birisi, ülkeleri ilgilendiren biri bu iş dünyasının özgürlük gündemi. Yani yaptığım yapacağım işlerin özgürlüğünü kendimin seçmem lazım, yatırım yapabileceği yeri kendisin seçebilir olması lazım.; yaptığı yatırımdaki yatırımın mahiyetini bir özgür iklim içerisinde kendimiz belirlememiz lazım vs. Bütün bunlar bir bütün zaten. Konuşma özgürlüğü de bunun içerisinde, yapı özgürlüğü de bunun içerisinde. Toplanma, gösteri yapma da bu özgürlüğün içerisinde ama yatırım yapma özgürlüğü de bunun içerisinde. Bu özgürlükler Arap ülkelerinde yok. Bu olmadan olmaz. Libyada bunu Arapalar, Cezayirde bunu yaparlar, ama özgürlük olmayınca yatırım da olmaz. Yatırım iklimi olmaz, yabancı yatırım iklimi olmaz ve milli gelir müteşebbisleri, dâhili hakça olmaz.

U.D. : “Şimdi buradan Ortadoğu politikasına, Suriye politikasına döneceğiz. Sayın Davutoğlu’nun bir açıklamasını hatırlıyorum, “Orta Doğu’yu biz inşa edeceğiz” diyordu, bu çok iddialı bir söz.

İ.K. : “Bunun yanında Mısır’la ilgili bir şey söyleyelim. Bundan iki sene önce bu Mısır Tahrir Meydanı’nda, iki milyon insan bu meydanda toplandılar. “Özgürlük” vs filan dediler, sonuç aldılar. Şimdi aradan iki sene geçti, bir kısım insan Tahrir Meydanı’nda toplanıyor, bir kısım insan da Tahrir Adeviye Meydanında toplanıyor. Bunlar hâlbuki iki sene önce aynı meydanda aynı şarkılarla toplanmışlardı. Şimdi bir milyon bir milyon diye toplanıyorlar, aynı milletin insanları, aynı devletin aynı sokakların insanları. Allah kimsenin başına vermesin, dünyada bundan daha vahim bir şey yok. Şu haklı bu haklı demiyoruz, bundan sonra daha 50 Tahrir ve Adeviye’de toplanan Mısırlılar, aynı ailelerin çocukları var belki de, bir daha eski yerlerine dönebilmeleri imkânsıza, imkânsız yakın bir şey. Bunun benzeri Suriye’de görülüyor. Dünyanın en vahim işi bu iç şavaştır. Suriye bizim, Sayın Dış İşleri Bakanı burdan bir şeyler söylesek zülfüyâre dokunur ama hani bizde “şahsiyet yapma” diye bir şey var ya, ama politik yalan en çok şahsiyet yaptırması gereken bir haldir. Doğrudan insanla ilgili bir şey söylememiz lazım. Doğrudan Ahmet Davutoğlu’nun zihniyle, yapısıyla, dünyayı göremeyiz. “Buralar bizden sorulur” havaları doğrudan şahsiyet yapmaktır. Biz yine de şahsiyet yapmayalım ama çok vahim şey.

U.D. : “Bir de şunu itiraf etmek gerekir ki, Başbakan Ortadoğu’ya gittiğinde gerçekten çok büyük bir ilgi ile karşılanıyordu, çok büyük görkemli törenlerle ağırlanıyordu. Ama şimdi durum birden bire değişti. Bu değişmede dış politika hataları ne kadarı rol oynadı?

 

ORTADOĞU KONUSUNDA İKTİDARIN BİRİKİMLERİ YETERSİZ

İ.K. : “Tamamı, şimdi bu işte bizde bir atasözü vardır. “Haklı olduğun kadar, haklı kalmayı bilmek lazımdır”. Yani bir şeyde haklı olmak başka şeydir, illa da haklı olmanız lazımdır; ama çıktığınız yerde haklı olarak almayı bilmek lazımdır. Bizimkiler bazı işlerde haklı olarak çıktılar belli bir seviyeye. O yüzden sayın başbakan oralarda Arap sokaklarında şeyler, nümayişler oldu, müspet nümayişler, ama orda kalamadılar. İki sebepten dolayı orda kalamadılar:

1. Müktesebat, müktesep (Osmanlıca bir tabir) biriktirdikleri, birikim, tecrübe; bu arkadaşlarımız müktesebatları (birikimleri) mutlak yetersiz. Bu Orta Doğu Ortadoğu’da bir taşı oynattığımız zaman, kaç yüz taşı birdenbire oynatır, bunun künhüne vakıf olmak lazım. Bizim okudukları okullar itibariyle vakıf olmuş olsalardı bu olmazdı. Bizim Cumhuriyet rejimi buna çok hâkimdir. Cumhuriyet ve cumhuriyetin önündeki kadrolar, bunlar buralarda ömürlerinden on sene falan savaş verdiler. 1911 de biz Trablusgarp’a indik, aktif olarak; İtalyanlar Libya’yı işgal ettiklerinde ve Milli Mücadele’nin öncü kadroları tamamı. Başlarında Enver Paşa olmak üzere, arkalarında Mustafa Kemal Paşa, Mareşal Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir Paşa, ne kadar arkadan Milli Mücadele’nin büyük kahramanları önderleri olarak İsmet Paşa görünecekse hepsi böyle bir şeyden Trablus harbinden itibaren oralarda dolaştılar. Filistin Muharebeleri, Yemen muharebeleri yani A dan Z ye kadar bu coğrafyayı, coğrafyadaki hareketli dinamiklerini çok bilirlerdi. Ondan sonra belli bir mesafe koyduk, bunların bütün bir neticesinde belli bir mesafe koyduk, uzaktan tedbirli, bizim devlet erkânında Araplığa karşı, Müslümanlığa karşı Arap halklarına karşı düşmanlık denilebilecek hiçbir söz çıkmaz. Gel aman bakanlar kurulunu toplayalım, birdenbire, “biz kardeş olduk, devletlerimizi birleştirelim, milletlerimizi birleştirelim heveskârları da olmaz. Tedbirli, temkinli bir ilişki var idi o zamanları.

 

“TÜRKİYE’NİN SURİYE POLİTİKASI FİYASKODUR, FİYASKODAN DA ÖTEDİR”

Bizim Ahmet Davutoğlu Dış İşleri Bakanımız da, Sayın başbakanımız da öbür şey. Sivas’ta “kişi evliyayı azdırır diye bir laf vardır. Evliya azar mı sadece Cenabı Hakka kendilerini teslim ederler. Fazla bir şey almazlar, paranın mesela çoğu. Kadının bilmem nesi. Arap sokaklarında gösteri de insanı yanıltabilir. O zaman ne oldum halleri ile gezilir. Hükümetimizde bunları da görüyorum.

U.D. : “Peki mezhepçi, ırkçı o doğrultuda geliştirilen politikalarda başarısızlığın etkisi var mı?

İ.K. : “Ben bunu somut olarak gördüm diyemem aslında. Hükümetin davranışında mezhepçiliği görmüyorum, ama destek veriyorlar. Bu dış basında bizim ve dış politikamız hakkında uzun bir makale çıktı. Orda çok ciddi ithamlardan bir tanesi, “Türkiye Kuzey Suriye’deki muhalif gruplara silah veriyor diyor. Bu silah verdiği adamların,  grupların çok bölümü Batı düşmanı” diyor. Bu, bundan sonra bizim, Batı’da ve Amerika’da başımızı ağrıtacak bir şeydir.

Biz Suriye ilgili olarak Esed’in babasıyla da Hafız Esad’la da sorunları oldu.

U.D. :”Başbakanın gezisi sırasına Beyaz Saray’daki görüşmeler esnasında bu radikal dinci gruplardan uzak durulması gerektiğine dair uyarılar yapıldığını biliyoruz.

İ. K. : Bir fotoğrafta Başkan Obama, Dışişleri Bakanı Kerry, bir tarafta bizim MİT müsteşarı be başbakan var. O fotoğraf da enteresan, yani bu işte karşılıklılık olur. Obama Dış İşleri Bakanını aldıysa bizimkinin de onun yanına Dışişleri Bakanını alması lazım. Bizimki Dışişleri Bakanını değil, MİT müsteşarını aldıysa, Obaman’nın yanına CIA Başkanını filan alması lazımdı.  Türkiye’nin Suriye politikası fiyaskodur, fiyaskodan da ötedir. Hükümetimizin başını ağrıtacak, sadece hükümetimiz değil Türkiye onu Türkiye yaptı denir, deniyor. Bunun hesabını da Türkiye vermesi lazım. Biz Suriye ile babasının zamanında yani şimdiki Esad’ (Bu Arapça bir kelime “Esedullah Allahın aslanı anlamındadır. Biz Esedullahı Hz Ali için kullanırız. Allah’ın aslanı diye, Seyfullah Allahın kılıcı) Biz babasıyla çok uğraştık. Babası bizimle çok uğraştı. Ama bizim hükümetlerimce de Hafız Esad için tek bir kötü laf etmişliğimiz yoktur. Ne şahsiyetine var, ne rejimine var. Biz o zaman NATO üyesiyiz, şimdi de NATO üyesiyiz. Atilla Ateş Paşa sınırda Suriyeye çıkışmıştı. Hafiz Esad şundan dolayı bizim çok başımızı ağrıttı: bu PKK nın kuruluşunda da vardı Suriye. Çünkü Atatürk Barajı’nın kuruluşundan dolayı, Atatürk Barajını yapmak istedik biz, Suriye Atatürk Barajı’nın yapılmasını istemiyordu.

U.D. “Yani PKK nın kuruluşu Atatürk Barajı’nın yapılaması ile birlikte değerlendirilmeli.

İ. K.  :” Turgut Özal zamanında Atatürk Barajı yapılırken uluslararası kredi bulmamız lazımdı. Şimdi Esad’ın babası Hafız Esad, uluslararası camiada, “bunlar bizim suyumuzu kesecek, bizi susuzlukta boğmak istiyorlar” diye feryat figan edince, onlarında etkileme kabiliyeti olduğu camialar var. Onların etkili olduğu Arap sermayesine de baktık. Onlar Esad ilişkisi dolayısıyla katiyen yanaşmadılar. Batı sermayesini de araştırdık, oraya da etki etmeye çalıştılar, o nedenle Batı sermayesi de çekinden davrandı. Biz Fırat’ın debisi 31 milyar m3 debisi akışı, suyu, bu saniyede bin m3 eder, Yani Fırat Suriye sınırına girdiği zaman, 1000m3/sn ton su gider. Bunun yarısını Turgut Bey, çok müzakereci, pazarlıkçı bir insan değildi. Daha kolay hallederim zannederdi. Bu PKK ya destek vermesi azaltması isteminde biz müzakereler yapıyorduk, sınır aşan sular bakımından. Dedi ki, “ben size 500m3/sn su veriyorum”.  Kendi cebinden veriyorum der gibi verdi. Ama adamın tavrı hiç değişmedi. Sonra çeşitli münasebetlerle Abdullah Öcalan’ın bulunduğu yeri, telefon numarasını biz Hafız Esad’a resmen verdik, resmi toplantılarda. Adam yine “yok” dedi. Ret etti, “hayır Abdullah Öcalan bizde yok” diye. Hâlbuki orada Suriye’de kalıyordu. Kendine numara verildi, bakın şu telefon numarası ona ait çevrin karşınıza Abdullah Öcalan çıkacak.  Demirel aynen böyle söyledi, gidildi müzakere edildi. En sonunda Demirel cebinden kâğıda yazılı Abdullah Öcalan’ın telefon numarasını çıkarıp verince adam mahcup oldu. Bizimkiler de, daha ilerisi olmaz gidilmez, gidilmedi. En sonunda KKK Atilla Ateş paşa gitti sınıra ordan söylenmesi icabedeni söyledi ordunun sözcüsü olarak devletin başı olarak da Sayın Demirel 1 Ekim 1999 Meclis açılış konuşmasında “artık komşuluğa da sığmaz” filan dedi. Hüsnü Mübarek meseleyi gördü, Mısır’ın Cumhurbaşkanı idi o zaman, Ankara’ya geldi, Ankara’da ona söylenenler söylendi. Hüsnü mübarek Mısır’a dönmedi [CK1]  Şam’ gitti. Hafız Esat’lan konuştu, Abdullah Öcalan Suriye’den çıktı.

Bütün bu süreç içerisinde küfür yok, kaba davranış yok, halkına zulüm ediyorsun, etmiyorsun bir şey yok, ölen yaralanan hatta burnu kanayan yok. İştihat hası olmuştur, devlet böyle çalıştığı zaman istediğini alır.

U.D.  :”Şimdi AKP nin 11 yıldır başarı diye övündüğü ekonomiye gelelim, bu başarımıdır? Değil midir, bir fiyasko mudur?

İ.K.  : “Ekonomi anlatırken Başbakanımızla ilgili bir tek cümle kullanmak istiyorum. Dünyanın hiçbir tarafından hiç bir devlet kendi bu gününü, kendi dününü dövüştürerek geleceğini tanzim edemez. Gelecek yarınını belirleyemez. Şimdiki adam, ailesinde kendi dedesini kötüleyerek etraftan saygınlık kazanamaz.

Ekonomide durumu ölçmenin yüzlerce binlerce parametreleri var. Bir tane yalın bir örnek verirsek, yıllık ekonomik büyüme hızıdır. Yani 2003- 2012 arasındaki on yıllık ekonomik büyüme hızı her yıl üs tüste yüzde 4.9-5 Şimdi beş tane ekonomi bakanımız var, ekonomik işlerden sorumlu Başbakan yardımcımız var. Basın toplantısı yaptı ona da değinmek istiyorum. Maliye bakanımız var, adı ekonomi olan bakanımız var. Hazine Müsteşarlığımız var. Böylesine parlak gösteren bakanlarımız var. Böyle duruma biz yonca tarlası deriz Sivas’ta. Hafif bir yel eser, parlak görülen yoncalar hafif bir yatar, dalgalanır: öbür türlü yel eser böyle yatarlar. Kediler köpekler burda oynamayı çok seveler. Yel o yandan bu yandan estikçe o yana bu yana yatar, karma karışık olur. Kötü yönetimde böyle karmakarışıktır.

 

“ ÇOK VAHİM TÜRKİYE’NİN YURT İÇİ HASILASI, TASARRUFLARI EN DÜŞÜK NOKTADA”

Planların hazırlanmasında özel ihtisas komisyonlarımız vardır, DPT nın uzmanlarını bu komisyonun sekretaryasını yaparlar. Yüz tane filan bizim ihtisas komisyonlarımız var bizim. Özel ihtisas komisyonu mutlaka vardır. 61 anayasasıyla kurulan bu ihtisas komisyonları, adı Meclis kararıdır. Kanun değildir. Hiyerarşide kanun üstü bir şeydir. Bütün uzmanların hazırladığı 5. Kalkınma Planı 3 Temmuzda kabul edildi. Şimdi onu kaldırdılar çöpe, yerine Orta vadeli plan dediler, bu daha vahim bir olay. Burda ekonomik işlerden sorumlu Başbakan yardımcımız dedi ki,” çok vahim bir şey var” dedi. “Türkiye Yurt içi hasılası, tasarrufları en düşük noktadır”. Bütün tarihimizin en düşük noktasındadır.  Burada gerekçelerden bir tanesi olur ya kardeşim bir ayakkabı alacaksınız 12 taksit yapıyorlar” dedi.

Şimdi bunun en düşük seviye dediği rakam doğru.  Bizde 12-12 buçuk şimdi, tasarruf, iç tasarrufların milli gelire oranı. Gelişmiş ülkelerdeki orana göre çok kötü bir oarn. Bunun Çin’deki değeri 53,  OICD ülkeleri ortalaması 27, yani tasarruf yapamayan bir ülke yatırım da yapamıyor demektir. Bu tasarruf açığını nerden karşılıyorsunuz borçla. Borca da bakınca el oğlu bu parayı size bedava vermiyor. Dehşetengiz bir faizle.

Ben Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı iken bu rakam 1991-1992-1993 yıllarında yüzde 24 idi, yani tasarrufların milli gelirdeki yurt içi oranı. 2002 yılında Ak Parti Hükümeti devleti ve ekonomiyi de teslim aldığı zaman bu rakam da yüzde 19.2 idi, ama şimdi 12. Yani her yıl bir puan düşmüş. Bu vahim. Ben bazı, Başbakanı koruyucu tavrına girerim, ekonomi dışında Suriye, MİT, Irak, ABD, AB çok çeşitli işleri var; bir yandan da bu ekonomi rakamları getirdiği zaman, yav bu tasarruf oranına bir bakayım demeyebilir.

 

AKP NİN SON ON YILLIK KALKINMA HIZI GEÇMİŞ HÜKÜMETLERİN HEPSİNDEN GERİ

U. D. : “Ama baktığımız zaman toplumda bir memnuniyet var, bu nasıl oluyor.

İ. K. : Şimdi deminki rakamı alalım tekrar 4.9-5 on yılın ortalama üst üste büyüme hızı. Bunun benzer dönemleri var bizde. 10-15 yıllık sürede iyi olanlar da var. Mesela Süleyman Demirel’in 65- 71 Demirel’in asıl başbakanlık yaptığı dönem, bundan sonra 50 tane koalisyonlar vs ler var. 1965-1971 o beş yılın ekonomik büyüme hızı 5.9 yani AKP nin kötülediği iktidarından daha büyük. Turgut Bey’in dönemi 1984-1989 diye alalım, o rakam yüzde 5.05, o da büyük. !950-1960 Demokrat Parti dönemini alalım yüzde 6.3 bütün bu dönemlerin en büyüğü. Demokrat Partiyi haırla vadetmeleri işte bu 6.3 tür. Süleyman Bey’in hala anılır olması da o yüzde 5.9 dur. Turgut Bey’in

Anılması da budur. Bir başka dönem daha var, 15 yıllık dönem. 1963-1977 ilk üç kalkınma planı dönemi, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) yeni kurulmuş, daha derli toplu çalışma durumları var.

 

“KIBRIS AMBARGOSU VE PETROL KRİZİNDE BİLE TÜRKİYE AKP DÖNEMİNDEN DAHA HIZLI BÜYÜDÜ

O dönemin şartlarına göre 15 yıl üst üste her yıl yüzde 6.8 bu dönem koalisyon hükümeti var, İsmet Paşa Başbakan, 65 den itibaren Sayın Demirel Başbakan [CK2] . Araya 71 ihtilali girdi Türkiye’yi ordan oraya savurdu. Arapa 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı var (Kıbrıs Savaşı var). Kıbrıs Barış harekâtı münasebetiyle Batı dünyası’nın bize savunma ambargosu var. Almamız gereken silahları alamadık. Ondan sonra ekonomik ambargo var. Türkiye ekonomik ambargoya da maruz kaldı. O sıralarda petrolün varili bir dolardı, 1973 de hatırlayın, OPEC in başkanı Zeki Yamani olarak etkili olmuş. Petrolün bir varili bir dolardan üç dolara, üç dolardan dokuz dolara, dokuz dolardan 36 dolara çıktı bu dönemi çerisinde. Bütün bu olumsuz şartlarda Türkiye’nin yıllık her yıl ortala üst üste yüzde 6.0

Şimdi Ak Parti’nin dünyanın en büyük büyüme zamanında, bize iktisadı nasıl birinci sınıfta şöyle öğretirler, “iktisat kıt kaynakların en verimli şekilde kullanılmasıdır”. Hâlbuki şimdi dünyada kıt kanaat diye bir şey yok. Para ibadullah gidecek yer liman arıyor. Gerçekten biz bu kaynakların kıt olduğu dönemdeki on beş yıl üst üste elde ettiğimiz büyüme hızı şimdikinden daha büyük. Bir puanlık büyümede ortalama 70 bin 80 bin taze yüz bin yeni iş yaratmasıdır. Yani bu şu demek bir buanı yüz binle çarparsan bir milyon, yani bu on sene içerisinde AKP nin ekeonomik performansı büyüme hızı 1963-1973 63- 77 ye eşit olsaydı,6 olsaydı şu anda işsiz olan bir milyon insan, genç insan iş sahibi olacaktı. Şimdi burada deminki iç tasarruf olarak düşündüğümüz performas düşmüş 4.97 yine de idare eder. Bunun ilk dört yılı yani önünde çok büyük kriz olduğu için milletin bu krizden on yıl hafızalardan silinmiyor. 2001-2012 hafızalardan silinmiyor. Sayın başbakan da zaten durup durup o krize atıfta bulunuyor, krizler hafızalardan silinmiyor, eğer o hükümet normal seçim 2004 yılında idi, o hükümet koalisyon 2004 yılına kadar devam etmiş olsaydı [CK3] ……ilk dört büyüme hızı yüzde 7.5 . İşte hala o izi bırakıyor. Ama son altı yılın büyüme hızı AK Partiyi ilk dört yıl altı yıl son altı yılı “ustalık dönemi” daha çok biliyor olmaları lazım, son altı yıllık ekonomik perfonsları yüzde 3.3 bu 10. Beş Yıllık Kalkınma Planı, diyor ki son altı yılın ortalama büyüme hızı yüzde 3.3 dür. Çok düşük, Türkiye’yi taşıyabilecek büyüme hızı değil. Bir de nüfusumuz ne yüzde 2.3 düşsüm 1.3. Peki 2002 ne? İl on yıl 2.2 yani nüfus artış hızıyla ancak başa baş.

Üç ay önce 10. Kalkınma Planında 2014 için, önümüzdeki yıl, bu yıl içinde verilen büyüme hızı yüzde dört. Üç ay sonra düşürdüler 3.6 ya şimdi. Bu birkaç ay sonra aşağı doğru düşe düşe gidecek gidecekler Çünkü bu 2012 nin 2.2 si ne de 5 le başlamıştı. 5- 4- 3.5-2.6-2.2

Şimdi bunun birkaç tane sebebi var. En büyük işlerinden bir kadro yetersizliği; bu arkadaşlarımız sadece kendi mahallelerinin insanıyla çalışıyorlar.

U.D. :” Oraya geçmeden önce borçlarla ilgili bilgiler verir misinin?

İ.K.  :  “2002 Borç, kamu sektörün bir borcu vardır, özel sektörün bir borcu vardır. Bir de hane halkları diyoruz bu kredi kartlarımız, tüketim kredileri için kullandığımız rakamlar filan.

En önemlisi devletin kendi borçları. Devletin bir iç borcu var, bir de iç borçları. Özel sektörün sadece dış borcuna bakarız. Devletin iç borcu dolar cinsinde 2002 yılında 90 milyar dolarmış. İyi midir, kötü müdür, az mıdır, birtakım göstergelere vurusunuz, milli gelirle kıyaslarsınız Bir rakam çıkarırsınız yani 90 diye bir rakam. Bu rakamın şimdiki eşdeğeri 226 milyar dolar, iç borcu. 90 dan 226 a çıkmış. Demek ki iki buçuk katı artmış. Bunun TL cinsinde kurun ortalamaya bölümüdür. Devletin kendi kitaplarında da var.

 

AKP HÜKÜMETİ 80 YILLIK CUMHURİYETİN BORCUNDAN DAHA FAZLA BORÇLANMIŞ

Devletin bir de dış borcu var 64 milyar dolar. IMF bunun içinde 22 milyar dolarla temsil ediliyor. Yani 64 milyar dolar borcumuz var, 22 milyar doları IMF olmak üzere. Şimdi IMF hesaptan sıfır, ama toplam 110 ne olmuş yani 64 artarak 110 olmuş, nerdeyse iki katı. Devletin tamam borcunu alalım, devletin tamam 154 milyar dolar 336 olmuş, iki katı olmuş. Şimdi bunu ikiyle çarpmış olalım 336 olmuş. Bu şu demektir. 80 senelik cumhuriyetin toplam borcu 154 milyar dolar. Özelleştirmelerden 50 milyar dolar elde edilmiş. Bunu içinden düşmek lazım. 50 yi 154 den düşelim 104 milyar dolarlık rakamı 336 milyara çıkarmışsınız, yani bu şu demek, bu şu demek 80 senelik borcu 104 ise 336 ya çıkarmış, özelleştirmeyi muamele ederek söylüyorum, onun üç katını on senede yapmışız. Yani seksen senin toplamını üç senede devlet olarak yapmışız. Bu böyle.

Şimdi Özel sektöre bakalım, bu topraklardaki iktisadi kıymetler. Bu topraklardaki iktisadi kıymetler, bu topraklarda kamu iktisadi kıymetlere Ak Parti’nin eklediği hiçbir şey yok bu on senede. Şimdi her ne varsa şu 154 milyar dolarlık iktisadi varlıkların içindedir. telekomünikasyon tesisleri onun içerisindedir., iktisadi kıymetlerdir. Atatürk barajı vardır onun içindedir, Karakaya vardır onun içindedir, daha sonra sattığımız Petro Kimya Tesisleri onun içerisindedir, daha sonra sattığımız Telekom onun içindedir. Bütün şehir şebekeleri vardır onu içerisindedir, liman bırakmadık bütün limanları sattık onun içerisindedir. Yani Cumhuriyetin 80 yıllık birikimidir, iktisadi birikimidir. Üstüne hiçbir şey ilave etmeksizin 336 milyar dolara çıkmış, niye işte bu tasarruf açığı var ya, borç alarak kapatmaya çalışmışız. İşte borcu da söyleyeceğeyim hem rakamını, durumunu.

Özel sektörde, son dönemde AVM ler var, Allah geçinden versin Yunanistan’dan var idi bunlar. Yani bu konuda devletlere, milletlere kızdığım bir tane husus var. Bu Yunanistan’da kriz başladığında Papandreu üç üç buçuk aylık başbakandı. Eski dış işleri bakanı, bizim dış işleri bakanımız da bizlerle de iyi ilişkileri olan bir insandı.  İktisadi kriz çıkmaya başladı Yunanistan’da adamın evini taşlamaya başladılar hâlbuki adamın kabahati sıfır. Ondan önce sekiz sene iktidar olan öbür partinin işi kriz. O partiyi taşlamıyorlar, zavallı Papandreoyu taşlıyorlar. Bunlar enteresan işlerden bir tane.

Şimdi bizim özel sektörümüz de bir dış borcu var. Özel sektörümüzün neleri var, büyük fabrikaları var, fabrikaları neyimiz varsa bütün bunların karşılığında 2002 nin sonunda özel sektörün dış borcu 43 milyar dolarmış. Azdır, kötüdür, iyidir bir rakam. Şimdiki rakam 240 milyar dolar. Kaç katı olmuş beş. Yani beş katı da özel sektör borçlanmış. Zaten bu kur arttığı zaman ne oluyor. Adamın borcu yüz dolar, özel sektörün. Kur 1080 den 2000 e çıktı mı O zaman aradaki fark ne kadar yüzde on. Oturduğu gece adam yattı, işini gücünü ona göre kurmuşsunuz Ama hükümetin politikası ve sizin gereğinden fazla inanmanız o politikaların, böyle devam edeceğine inanmanız sabah yüz doların karşılığında 200 lira borcunuz var idi, sabah kalktınız 180 lira borcunuz vardı birden iki yüz lira oldu. 20 lira arttı.

U.D.  : “Pekiyi şöyle de değerlendirilemez, borç yiğidin kamçısı derler. Şimdi Türkiye’nin ödeme gücü arttığına göre, borçlanma buna paralel olarak risk teşkil etmediği inancıyla attırılabilir mi·?

İ.K.   : “Borç yiğidin kamçısının etkisi vardır, ama ödeme kabiliyetiniz olması lazım. Ödeme kabiliyeti nedir? Yüz liralık geliri olan bir insan bir beş lira, on lira filan borçlanabilirse idare edilebilir, döndürülebilir. Ama yüz liralık geliri olan bir insan bir birden borç yüz, iki yüz, üç yüz olursa ödeyebilir mi?

Şimdi Anadolu’da zil çalma vardır ya, eskiden zil yoktu, kapı tak tak vurulur. Bu genellikle şöyle olurdu. “Alacaklıların kapı çalması gibi” derler adama. Alacaklı kapıya gelir siz ödemezsiniz borcu, bunların güm güm kapı çalması vardır ki, şimdi edep erkân kalmaz, “öde kardeşim borcunu”.  Ayıp değil mi öde adamın borcunu derler adama.

İki hafta önce bir ekonomi dergisinde “sermaye akışında bir haller değişme olur ise ülkelerin ekonomik performansları ne olur? Bunu sadece buna bağlamamışlar. Bu çok olağanüstü bir rakam kolay değil. Dergide ilgili demiş ki dört tane parametre kullanmış:

1.Borcun açığı ve milli gelire oranı.

2. Kısa dönemli dış borçlar ve dış borçlar servisi faizleri.

3. Özel sektörün kredi genişlemesi. Siz özel sektördünüz, yüz liraya yüz elli lira işlediniz bu o kadar makbul değil.

4. Türk lirasının yabancı paralara veya dolara karşı kur durumu. Bunu 20-30 tane ülke için yapışlar. Üst üste iki hafta yaptılar bunu. Türkiye en vahim, ekonomisi en kırılgan, kırılmanın kırmızının kırmızısı. Bunu tarihini de söyleyeyim Eylül 7-13 arası bir dergi, Fransa’nın bir ekonomist dergisi.

 

“TÜRKİYE EKOMİSİ EN KÖTÜ EN ÜZÜCÜ YERDE”

Şimdi ülkelerin bir kısmı buna itiraz ettiler. Bunda incelenirken dört beş tane ülkenin pozisyonu değişti. Muhtemelen bizimkiler de muhtemelen yapmış olmaları gerekir, sen bizi ele güne karşı, kırılganlık kötü. Kırmızının biden sonra iki kat kırmızı oluyor.

Bizden sonra Kolombiya, Güney Afrika, Arjantin, Brezilya itiraz etmişler. Romanya aşağıda bir yerde mesela. İtiraz üzerine dergi rakamları aldılar kendi parametrelerini verdiler bize. Biz de baktık doğru. Şimdi yeni sıralama değişti” dediler. Beş altı tane ülkenin sıralaması değişti. Bizim ki en kötü en kötü, çok üzücü. Ben söyleşileri niye yapıyorum, gerçeğe saygı diye bir şey vardır. Bazen Başbakanın basın toplantısını izliyorum. Biz de 76 milyonluk koca ülkeyiz, okuma yazma bilmeyen var. Mektep medrese gören insan var. Tebeşir tozu yutmuşuz, kalem oynatmışız. Bizim bu programlardaki bu rakamları söylemememizin amacı akıllarını başlarına almaları.  

 

BAŞBAKAN’A:  “ŞAH VAKIF GEREK AHVALE” VUKELAYA KALDI İSE VAY HALE”,

Burada Sayın Başbakanla ilgili bir şey söyleyeceğim. Üçüncü Selim’in bir annesi var. Üçüncü Selim çok iyi bir padişah. Devlet reformunun başladığı en iyi insan budur bizde, 1800 den itibaren. Çünkü 1700 den itibaren yüz sene yenildik, yenildik. Sonra imparatorluk bürokrasisi çok kafa yormaya başladı bu işlerle Sonra lll. Selim’den itibaren reform hareketleri orda başladı.

Ondan sonra en parlağı ll. Mahmut dönemidir. Sonra Tanzimat, Islahat Fermanı vs Meşrutiyet filan böyle geliyor.

lll. Selim buna başladı ama başka özellikleri, şairliği de var, musikişinastır. Söz meclisten dışarı ben de tambura çalıştım. lll. Selim makam mucididir, Suzidilara makamında parçaları vardır. Bakıyor ki annesi, bu adam iyi adam devlet organizasyonları ile de uğraşıyor. Bu işlerle de uğraşıyor, uğraşmasın diyor. Çünkü karşıda görünüyor Kabakçı Mustafa İsyanı filan. lll. Selim’in annesi Mihrimah Sultan diyor ki: “Evladım, devlet deva işleriyle uğraş bırak şu tambur, musiki

Diyor ki, “lll.Selim’in meşhur lafıdır. “efendim benim vekillerim var, onlar veziriazamlar, vezirler var onlar yaparlar. Annesinin şair gibi bir lafı var, diyor ki, “ ŞAH VAKIF GEREK AHVALE” Şah dediğin bizzat vakıf olacak. “ VUKELAYA KALDI İSE VAY HALE”, vekillere kaldı ise vay hale.

U.D.  : “Yani siz bu sözlerle Başbakana mı söylemek istiyorsun?

İ.K.   : “Sayın Başbakan bu ekonomi raporlara bir daha baksın. Daha doğrusu izin verirseniz dini bir şey söyleyeyim; daha doğrusu Sayın Başbakan dini terminolojiyi kullandığı için. Bunun adı istişare. Biz istişarei sünnet diyebiliriz. İstişare, danışın görüşün. Hz Ali’ye bir gün sordular. “Bizim en akıllımız kimdir” diye sordular. Kitapta ben de okuyorum, bir arkadaşımız bana da sorsa, ne cevap veririz. Zor bir soru. Doğrusu bir cevap bulamadım, kendim. Okumaya devam ettim. Hz Ali diyor ki, “en çok akıl alanınız, danışanınız kimse akıllı olan odur” diyor. Çok ciddi bir laf değil mi? Yani akıl akıldan üstündür.

Şimdi bizim TBMM imiz açıldı. Meclisin panosu olarak kullanılan “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”. Ben onu sevmiyorum, onun gerçeği “Hâkimiyet bilakaydüşart milletindir” Bu Cumhuriyetin ilan edildiği gün Cumhuriyetin anayasasına eklenmiş maddedir. Madde bir, Hâkimiyet bilakaydüşart milletindir, bu hâkimiyetin adı cumhuriyettir”. Sonra, biz “1924 anayasasından sonra, bu levhayı koyduk Meclis başkanlık koltuklarının arkasına. (O sırada, canlı yayında ODTÜ arazisinde öğrencilerin polisle çatıştığını, polisin öğrencilere tazyikli su ve biber gazı sıktığını canlı olarak anlatıyordu)  

 

“KİMYASAL SİLAH YERİNDE OLAN BİBER GAZI DERHAL YASAKLANMALIDIR”

televizyon kanalında bir belgeselde ayı takip eden bir adam, 35 senedir bu ayı işi ile uğraşıyormuş. Adamın önüne bir ayı çıktı. Adama ayı on metre kaldı. Ayı ürktü, çok kötü bir şey, demek ki ayıyı ürkütecek kadar kötü bir şey bu biber gazı. Kimyasal silah yerine de geçen bu gazı zinhar kaldırmaları lazım. Bunu kim hangi ülke kullanıyorsa yasaklanması lazım, ayıyı bile ürkütüyorsa, insanlığa zararlı bir şey.

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin diyorduk. Meclis başka başkanının arkasındaki şu Kuranda Şura Süresinin bir ayetinde “onlar ki işlerini istişare ile hallederler”. İşlerini danışarak hallederler. Şura iştişare, bunlar kendi aralarındaki işleri istişare ile hallederler.

U. D. : “böyle diyoruz ama iktidarın muhalefet partileri ile hiçbir danışma ve istişareleri yok.

İ.K  : “Bence Başbakan, yapar yapmaz eder etmez kendi arkadaşlarına danışmak olmaz. Ele arkadaşlara danışarak iş görme, gerçi el bazen doğrusunu söylemez ama “dost acı söyle doğru söyler”.

 

“AKP DÖNEMİNDE DEVLET SADECE 401 MİLYAR DOLAR FAİZ ÖDEDİ”

U.D.  : “Bizim uyarı eve eleştirilerimize kızıyorlar,

İ. K.  : “Şimdi IMF, Başbakan “IMF yi sıfırladım” diyor ya. 2002 yılın içerisinde sayın başbakan, teslim aldığı zaman bu ekonomiyi 22 milyar dolardı. IMF yi sıfırladım demek ne demek, IMF nin Allah belasını versin, ben ondan beş kuruş kullanmadım ve “sizin biriktirdiğiniz borcu ödedim” diyor. Türkiye’nin IMF ye borcu kalmadı demektir. Hâlbuki 2003 le 2005 arsında 5.6, bunun adına bir buçuk cinsinde 8 milyar dolar IMF parası kullandı bu hükümet 2003 le 2005 in Mayısı arasında. Daha önce yapılan bir anlaşmanın bu hükümete intikal eden kredinin bir bölümü. Bunula bitirdiler mi, hayır. Mayıs 2005 de yeni bir anlaşma ile 6.6 milyar IMF parası üzerinde anlaştılar. Dolar cinsinden getirirseniz 10 milyar dolar eder. Bunu da 2005 le 2008 arasında kullanmak üzere borçlandılar. Bu ne demek, bizim hükümetimiz yani AKP hükümeti 2003 le 2008 arası bizzat kendisi 18 milyar dolar para kullandı demektir. IMF şimdi parasını kendi aldı kullandı. Ama bütün bunların içerisinde 64 lük rakam110 oldu.

U. D.  :”Ekonominin ilk iki dönemde arz edeceği manzara ne olur?

İ.  K.  :”Demin iç tasarruflar düştü, o borç aldı, dış borçlar arttı. ,iç borç dış borç dedik ya. Buna bir faiz ödendi. Bu faiz, on sene içerisinde T.C. Devletinin, AKP nin Başbakanlığı döneminde adına faizciler lobisi de ne dersen de ödediği faiz rakamı 401 milyar dolar. Ödediğimiz faiz 401 milyar dolar. Bunun 60 milyar doları dış faiz, 341 milyar doları iç faiz.

U. D. : “Bir cümleyle önümüzdeki dönemde ekonominin seyri ne olacak.

İ. K.  : Buna bir cümle daha koyayım, belki de herkes daha çok ödüyor. Daha öncekiler, ondan evvelkiler 1975 ile 1999 25 senede Türkiye’de gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin ödediği faiz parası da 127 milyar dolar. 2003 le 2012 yılları arasında ödenen faiz 401 milyar dolar faiz. Şimdi bu hali akşamdan itibaren Allah için bir aziz dostu, aziz arkadaşı kendisine desin ki, yav, İlhan Kesici de düşman filan değil, bu tür rakamlar söyledi, şunları beraber kontrol et, edelim, eğer böyle ise, başka bir pozisyona geçelim, bunun politikalarını uygulayalım” bunu yapmalılar.

Yanıt verin

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>