Anasayfa / @Türk Basınından / Halk TV Hayırlı Olsun – Nihat Genç
Nihat Genç

Halk TV Hayırlı Olsun – Nihat Genç

 

 

Halk TV’nin merkezi Ankara’ya on km, Eskişehir Yolu Ümitköy’deydi. Şimdi Ankara merkeze taşındı, Tunus Caddesine, tünelden çıkar çıkmaz sol yanda otelin yanında.. Meclise yakın oluşu ‘konuk alınmasına’ kolaylık sağlamak için, Ümitköy’deki merkezin stüdyoları geniş ve ferahtı, şimdi çok dar bir apartman dairesine yerleşti, olsun, gidiş geliş’in kolay olması hareketlilik açısından çok önemli.. Ancak Hakan Aygün Halk TV’ye yeni bir merkez İstanbul’da çoktan inşa etti, Beşiktaş’ta, merkez artık İstanbul, Ankara İstanbul’a bağlı çalışacak.. Nihat Genç’in program düzeni, şimdilik Cuma 21.30, tekrarı cumartesi 23.30, Pazar 21.30 ve bir de eski programların da tekrarı için bir düzenleme yapılabilecek..

Halk TV’de yeni yayın dönemi Hakan Aygün’ün gelmesiyle başladı. Halk TV’nin beynini şu anda üç isim temsil ediyor, Hakan Aygün, Şaban Sevinç ve Müşerref Seçkin.. Umutsuzluk beş parasızlık yetmedi kafası çalışmayan budala onlarca lüzumsuz kişiyle uğraşmak zorunda kalındı. Trilyonları bulan borçlar tazminatların altından kalkmak yılları alacak ama hesaplar yavaş yavaş bir ödeme düzenine nihayet sokuldu. Ankara büronun ilk transferi Yeniçağ yazarı Yavuz Selim Demirağ.. İstanbul büronun bir çok sürprizi var şu anda Hakan Aygün’ün kafasında..

Hakan Aygün’le üç ay önce ilk tanışmamız bir enkaza dönüşmüş Halk TV’de oldu.. Kimse beş para talep etmeden yola çıkılmalıydı, çok kısa süre içinde çanak antenin Anadolu’daki büyük gücünü keşfettik. Grafik tasarımından dolaylı satış reklamlarına kadar altından kalkılması gereken birçok engel var, aylar içinde hepsi yavaşça çözülür. Unutmayın dolaylı satış reklamlarına mecbur kaldıkça gerçek bir TV olmanız imkansız, kör topal gideceğiz işte, buna da şükür..

ODA TV’ye operasyon yapıldığı günleri hatırlayın, muhalif basının elinde ne gazete ne dergi ne internet sitesi kaldı, yüzlerce gazete TV ODA TV’ye saldırırken, bu sitede Şahin, Fethi, Hakan dışında kimsecikler kalmadı, onlar vurdu; biz cevap verdik, onlar itham etti biz karşılığını verdik ve yıllar sonra ODA TV o karanlık günleri kendi adına kısmen yararak gün ışığına çıkmayı başardı..

İşte bu süreçte bir şey öğrendim, yıldırma sindirme yok etme karşısında korkabilir hatta tırsabilirsiniz ama normal bir insan iseniz sizi ayakta tutan ‘heyecanlarınız’ı görmezden gelemezsiniz.. Heyecanlarınızı bastıramazsınız kimseye teslim edemezsiniz. Bunun sevgiyle inançla coşkuyla da alakası yok.. Günlerce susuz kaldığınızda ‘susadım’ diye bağırırsınız, kavga böyle bir şeydir. Savaş gemilerinden daha büyük gazetelerle işte gördünüz gözünüzün önünde bir an geri adım atmadan incecik bileklerimizle nasıl savaştığımızı. Gün geldi domuz bağıyla öldürülüp kameraya kaydedilmiş Gonca Kurişler’in hırıltılarının tıpkısı şekilsiz kelimelerle can çekişe çekişe yayınımıza nasıl devam ettiğimizi..

Sonra arkadaşlar soylu insanlar gibi gördünüz insanlığımızın yüz akı savunmalarını korkusuzca haykırarak bir adım geri atmadan asla boyun eğmeden verdiler.

Ve yavaş yavaş içerden çıkıp yeniden ODA TV’nin başına geçtiler, o ara, birbirimize şöyle dedik:

Şehirlerde yaşayan okumuş yazmış insanlar Ergenekon, Balyoz, ODA TV davalarını iyice anladı ve itham ve yalanların her birine tane tane şahit oldu. Şimdi yapacağımız şey, aynı şeyleri Anadolu halkına anlatmak, bunun için TV şart.

Bu süreçten aldığım bir başka ders şu oldu, en aşağılık insanlar cesareti olmadan umut hayal edenler ve durduk yerde bir şey bekleyenler..

Sportoto heyecanıyla umut edenler istekte bulunanlardan nefret ettim.. Cesareti girişimi olmadan umut etmek bir başka tür dilenciliktir ve köle ahlakıdır..

İktidarın aşağılamaları yok saymaları tutuklamaları polis baskınları asılsız iftira ve ithamlarına karşı bu topraklarda yaşamak isteyenler başkalarına değil kendine dönüp ‘insan’ olup olmadığını sorgulamalı.

Akıl almaz iftira ve aşağılamalara maruz kalmış binlerce mazlum ve mağdur insan şu anda içerde, o halde, hepimiz kendimize insan mıyız sorusunu bir daha sormalıyız.

Çünkü bu süreçte bu soruyu sorduğumuz yüzlerce binlerce gazeteciden öldürücü buz gibi sessizliği cevap olarak aldık.. Karanlıklar her yeri deldi geçti ve beş-on yıl içinde ülkeyi bir ortaçağa sürükledi..

Ancak şunu da gördük; karanlıklar birkaç kalemi ve beyaz kağıdı delip geçemedi..

Şimdi yeni bir sayfa gözbebeği gibi bembeyaz yepyeni bir Halk TV var..

Halk TV’nin yanındayız.. Yaşar mı yaşamaz mı, tutar mı tutmaz mı gibi uzaktan sportoto heyecanıyla izleyenlerle işimiz olmaz..

Siyasi iktidarın kuvveti polis, hukuk, belediyeler, ihaleler, krediler, gördünüz nasıl üstümüzden acımasızca geçti ve ülkeyi bir mezbehaya dönüştürdü..

Ancak, halkın cesareti yoksa gücü de olamaz hakkı da olamaz.. Dünyada alınmış bütün hakları meclisler parlamentolar vermedi, aksine, sokaklar meydanlar sivil kurumların kavgasıyla alındı..

Kardeşlerim, ODA TV iftiralarının düştüğünü dünya gözüyle gördük ya..

Kardeşlerim, Ergenekon ve Balyoz davalarının iler tutar tarafı kalmadığını tamamen bir tezgah olduğunu cümle alem gördü ya.

Yıllardır işgal edilmiş gibi tamamı yandaş ya da ağır baskı altında TV’leri izlemek zorunda kaldık ama şimdi bu topraklarda, tek bir gece olsun, eleştiren, susmayan, iktidarın zulmünden korkmayan bir TV’nin yayını bu dünya gözlerimle gördüm ya..

Bu topraklarda ‘insanlık’ hepten bitti mi hepten yok olduk hepten susturulduk mu dediğimiz  bu imkansız günlerde ‘insanlıktan kopmadığımızı’ dünya aleme gösterdik ya..

Elinde bavullarla binbir tezgahın sahiplerini manşetlerden düşürdük ya..

Bu davalar üzerine ‘iddialar var efendim’ diye sabahlara kadar gestapo gibi bağırıp çağıran yazarları o iddialar üzerine konuşturamaz hale getirdik ya…

Kahraman gazeteci pozuna girmiş ajanları yedi cihana rezil rüsvay ettik ya..

Ve darmağınık ettikleri yüzlerce bahçeyi yeniden umutlayıp asla ezilip büzülmeden yeniden tohumlayıp bismillah daha yeni çıkıyoruz yola…

Hakan Aygün’e Şaban Sevinç’e ve Müşerref Seçkin’e bir yığın bir insanın gırtlak kemiklerini birbirine düğümleyip bulaştıran akıl almaz sıkıntı ve çaresizlikleri çözüp üstümüzden atıp bizlere yepyeni bir soluk ve tertemiz bir pencere açtıkları için teşekkür ediyor, hayırlı olsun diyorum.

Acılar içinde sesleri çığlıkları feryatları duyulmayan bu soylu halkı, Aydın Doğanlar’a Turgay Cinerler’e Ferit Şahenkler’e onurunu zedelemeden asla tenezzül ettirmeden, bir yayın hayatı temennisiyle..

Yanıt verin

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>