Anasayfa / 1.Manşet / Beyler Bu Bir Anayasa Hükmüdür – Güner Yiğitbaşı
8811903497252

Beyler Bu Bir Anayasa Hükmüdür – Güner Yiğitbaşı

Gazeteci Hıncal ULUÇ; bugünkü (15/01/2013) köşesinde yer verdiği; “Bu Filmi Herkes Mutlak Görmeli..” başlıklı yazısında, Anayasa Mahkemesinin, geçtiğimiz günlerde Yüce Divan sıfatıyla baktığı bir ceza davasında, delillerin yasa dışı yollarla elde edilmiş ve başkaca da, yasal yollardan elde edilmiş delil mevcut bulunmadığından, Anayasa Mahkemesinin BERAAT  kararı vermek zorunda kaldığını ve hukukun zaferi olan bu kararı, bir insan hakları ve bir hukuk devleti anıtı olarak kabul edip alkışladığını, bu filmi herkes mutlak görmelidir diyerek tavsiye ettiği ENTRİKA isimli bu filmde bir sahne olduğunu, filmdeki yargıc’ın; şüpheli gördüğü, dış etkilere ve müdahalelere açık, üzerinde oynanmış olabileceği şüphesi bulunan bir kayıt diskini, aslında suçlu olduğuna inandığı suçlu hakkıda, yasa dışı yollarla elde edildiği şüphesi bulunduğu için, delil olarak kabul etmediğini, davaya bakan ve delilleri toplamış bulunan savcı ve dedektifi çağırarak, “Birisini mahkum ettirmek istiyorsunaz, yasal ve sağlam deliller bulun. O zamana kadar da gözüme görünmeyin” dediğini, buradan hareketle de, ülkemiz yargısının bu konudaki uygulamalarına değinerek, mahkumiyete dönüşmüş tutukluluklara, neredeyse beş yıldır, şüpheli deliller yüzünden özgürlüklerinden mahrum edilen kişilere dikkat çekerek, Türk halkının, ENTRİKA isimli bu filmi mutlaka izlemelerini, özellikle de hakim ve savcılarımızın izlemelerini dile getirmiştir.

 

İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir hukuk devleti olan ülkemizde, tanınmış bir yazarımızın, yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu yazıyı kaleme alma gereği duyması, ne kadar acı ve üzüntü vericidir.

 

Sayın ULUÇ tarafından, yasa dışı yollardan elde edildiği şüphesi taşıyan bir delili, sanık aleyhinde mahkumiyet için kullanmayan bir yargıcın yer aldığı filmin, özellikle, Türk savcı ve hakimlerinin izlemelerinin gerektiğinin tavsiye edilmesi, çok daha anlamlı ve üzüntü vericidir.

 

Sayın ULUÇ’un; yazısında, Anayasa Mahkememizin, Yüce Divan sıfatıyla yargıladığı bir kişi hakkında, davanın dayanağı olan delilin, yasa dışı yollardan elde edilmiş bir delil olduğu gerekçesiyle verdiği BERAAT kararını, bir insan hakları ve bir hukuk devleti anıtı olarak kabul edip alkışladığını belirtme ihtiyacını duyması da, üzüntü verici ve düşündürücüdür.

 

Oysa ki, Anayasa Mahkemesi; Anayasanın, herkesi, herkesten önce de Anayasa Mahkemesini bağlayan, tüm yargı organlarının uygulamak zorunda oldukları, Anayasamızın, “Suç Ve Cezalara İlişkin Esaslar” başlıklı 38. maddesinin 6. fıkrasında yer alan; “ Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmünü uygulayarak, yasa dışı, yasaya aykırı olarak lde edilmiş olan delili, mahkumiyet kararına esas almayıp sanık hakkında BERAAT kararı vermekle, Anayasal görevini yerine getirmiş, T.C. nin İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir hukuk devleti olmasının gereğini yapmıştır.

 

Bize göre, Anayasa Mahkemesinin bu karar ve uygulaması, her hukuk devletinde yapılması zorunlu olan sıradan bir görevin yerine getirilmesi olduğu halde, Anayasa Mahkemesinin bu uygulaması, tatbikatta ender görüldüğünden olsa gerek,  Sayın ULUÇ tarafından büyütülerek, bir insan hakları ve bir hukuk devleti anıtı  olarak görülüp değerlendirilmiş, ENTRİKA isimli filmi de, özellikle hakim ve savcılarımıza tavsiye etme lüzumunu hissetmiştir.

 

Bu ülkede çok söylenen bir laf vardır.

 

“Çok namuslu memur”, memurun namussuzu olur mu? Namussuz bir kişi memur olabilir mi? Bizim ülkemizde olabiliyor ki, namuslu memur, parmakla gösteriliyor ve açık bir şekilde, üstün bir vasıfmış  gibi, namuslu olduğu özellikle vurgulanıyor.

 

Bugün herkes telefonunun dinlendiğinden, bigisayarında yer alan kayıtların değiştirildiğinden ve tahrifata uğratıldığından, eskisi kadar olmasa da, karakollarda kötü muamele ve işkence gördüğünden şikayet etmektedir. Hele, ceza usul yasalarında yapılan reformlardan önce, yargılanan sanıkların tamamına yakını, kollukta alınan ifadelerinin işkence ve zora dayalı olduğunu iddia ederdi. Bu ülkede bir zamanlar, sanıktan delile gidildiği ve delil elde etmek amacıyla, kollukta sistematik işkencelerin yapıldığı bir gerçektir.

 

O dönemlerde, ara sıra makale yazdığımız tanınmış bir gazetemizin, sürekli işkenceye karşı olduğunu dile getirmesine rağmen, yazıp gönderdiğimiz halde yayınlamadığı İŞKENCE başlıklı bir makalemizde, işkenceyi eleştirmiş ve işkencenin, bunu yapanlara verilecek ağır cezalarla değil, mahkemelerimizin, işkence ile alındığı anlaşılan, hatta işkence ile alındığı şüphesini doğuran beyanları, hükme esas almamaları ve bu uygulamanın ülke genelinde yerleşmesi halinde, kendiliğinden sonlanacağını, işkence ile ifade alanların, aldıkları bu ifadelerin, savcı ve hakimlerimiz tarafından, sanıklar aleyhine dikkate alınmadıklarını görüp anladıklarında, yaptıkları bu insanlık dışı uygulamadan kendiliklerinden vaz geçmek zorunda kalacaklarını dile getirmiştik.

 

Uzatmayalım, lafı şuraya getirmek istiyoruz.

 

Mahkemelerimiz; yasa dışı yollardan dinlenen telefon kayıtlarını, değiştirildikleri ve üzerinde oynandıkları şüphesi doğan bilsisayar kayıtlarını, en başta işkence olmak üzere, her türlü yasak sorgu yöntemleri ile alınan sanık ve hatta tanık anlatımlarını ve yasa dışı yollardan elde edilen sair her türlü delili, Anayasamızın 38. maddesinin amir hükmü gereği, verecekleri hükümler için yasal delil kabul etmedikleri ve başka delil de yoksa, çekinmeden BERAAT kararları vermeleri halinde, her türlü yasa dışı delil elde etme kaynakları kendiliğinden kuruyacaktır.

 

Siyaset için de öyle değil mi?

 

Halkımız ve seçmenimiz, ülkeyi kötü yöneten, insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayıp bunlara saygı göstermeyen, hukukun üstünlüğünü ve kuvvetler ayrılığını tanımayan, ülke insanı fakirleşirken, kendi yakınları ve  mensupları zenginleşen, ülkenin itibarını iki paralık eden, demokrasiyi seçilmiş padişahlık ve sultanlık rejimlerinden farksız kılan, her aklına ve işine geleni, ülke menfaatlerine uygunluğunu düşünmeden  uygulamaya koymaya çalışan,asil olan halkımızdan sakındıkları her türlü imkanı, bir gecede onların vekillerine tanıyan, yargı denetiminden kaçan siyasal iktidarlara, sandıkta prim vermeye devam ettikleri sürece, yukarıda sadece bir kısmını saydığımız kötülüklerin önünü almak mümkün olabilir mi?15/01/2013

Yanıt verin

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>