Anasayfa / 1.Manşet / Yazsam Olmuyor, Yazmasam Olmaz – Serdar Durat
yazsamolmuyor

Yazsam Olmuyor, Yazmasam Olmaz – Serdar Durat

Değerli düşünür dostlarım,

Genel Kurmay Başkanlığının onayı ile bundan böyle askeri okullarda Kuran’ı Kerim ve Hz.Peygamber(sav)’in hayatı seçmeli ders kategorisinde müfredata dahil edilmiştir. İlk bakışta bundan daha doğal ne olabilir? Askeri okullarımız Milli eğitim sistemimiz doğrultusunda eğitim ve öğretim programı  uygulamak zorunda değilmidir? diye düşünülebilir. Nitekim benim gönül dünyamda inanç sahibi ,dini vecibeleri yerine getiren insanların her zaman çok saygın ve ulvi yerleri vardır. Askeri okullarımız hiç bir zaman varlıklı ve aristokrat ailelerinin çocuklarının tercih ettiği bir eğitim kurumu olmamıştır. Genellikle alt ve orta gelir düzeyindeki insanlarımızın rağbet ettiği , çok kaliteli akademik eğitimin yanısıra asla zengin olunamayacak , meşakkatli ve onurlu bir meslek için eğitim veren okullardır.

Sevgili okurlar,

TSK bünyesindeki hiç bir silah geleneksel terbiye ve inanç icabı (Bismillah) denmeden ateşlenmez. Allah selamet versin, Gazamız mübarek olsun, Tanrımıza hamdolsun, Rahim ve Şefik olan Tanrının adı ile .. gibi dini içerikli yerleşik özdeyişler peygamber ocaklarından hiç eksik olmaz.

Savaş gemilerimizin direklerinde özel kutular içinde Kuran saklanır.

Açık denizlerde seyir halinde iken savaş gemilerimizin rota istikametleri (pruvaları) kıble kabul edilir ve namaz kılınır. Savaş pilotlarımızın çoğu göğüs ceplerinde kutsal kitabımızı saklayarak görev uçuşlarına giderler. Tarihten itibaren Türk ordusunda, özellikle muharebelerin hemen öncesinde abdest almak ve iki rekat namaz kılmak, helalleşmek ve muzaffer olabilmek için dua etmek adeti vardır. Ramazan aylarında tüm askeri birliklerde oruç tutanlar için gerekli iaşe düzenlemesi yapılır ve herkes kendi hür iradesi ile orucunu tutabilir.

Değerli düşünürler , bu bilgileri paylaşmamdaki neden TSK nin her kademesinde  dini duyguların yoğun bir şekilde yaşandığını , vatan ve millet sevdasının yanısıra dinimizden güç – moral desteği alındığını ortaya koymaktır.

Yüzyıllardır  bu örf ve adetler askeri okullarımızda  kuran ve Hz.Peygamber(sav)’in hayatının seçmeli ders olmadığı halde sürdürülmekte idi.

Konu dinini bilen askerler yetiştirmek ise eğer zaten lise çağına gelinceye kadar gerek ilk öğretim okullarında ve gerekse baba ocaklarında temel bilgiler alınmaktadır. Askeri okullar imam yetiştirmeyeceğine ve ilahiyat fakültelerine kaynak olamayacağına göre toplumun geniş bir kesiminde bu uygulamaya neden ihtiyaç duyulmuştur sorusu sorulmakta ve samimiyet sorgulaması yapılmaktadır.

Bu dersin konu ve kapsamı, öğretmen seçimi, uygulama biçimi , süresi ve öğrenciler üzerinde yaratacağı etkileri çok dikkatle ve hassasiyetle planlanmalıdır/izlenmelidir.  Zaman içinde, askeri okul öğrencilerinin /mezunlarının görev ve sorumlulukları ile pek bağdaşmayan alışkanlıklar kazanmaları ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Bu kapsamda, cuma günleri toplu olarak izin alıp civardaki camilere cuma namazı kılmaya gitmek istemeleri, kandil geceleri etüdlere girmeyip okul içinde dua toplantıları düzenlemeleri, beş vakit namaza başlamaları ve derslerinden/ spor -savaş beden eğitimi faaliyetlerinden , tatbikatlardan geri kalmaları, hac ziyaretlerini yapmak için izin talebinde bulunabilecekleri ve mezuniyetlerine müteakip kazanacakları askeri rütbelerinin önünde Hacı sıfatını da kullanmak isteyebilecekleri olasılığını asla unutmamak gerekir. Ayrıca askeri okullarda bu seçmeli dersi alan ve almayan öğrenciler arasında da ayrışmalar ve birlik beraberlik  ruhunu menfi yönde etkileyebilecek kopuşlar yaşanabilir.

Özetle ifade etmek gerekirse din kültürünün Tanrı ile kul arasındaki  bireysel  mahremiyet olmaktan çıkıp kurumsal / kollektif bir taassup haline dönüşmesi, askeri eko sistemin sosyolojisini yönlendirici egemen bir parametre olması endişesi yadısınamaz kanaatindeyim.

Netice olarak; bahsekonu seçmeli ders yalnızca muayyen bir düzeyde din kültürünü vermek amacının ötesine geçmediği ve değerli ilahiyat bilim adamlarımız tarafından öğretildiği, akademik eğitimi menfi yönde etkilemediği, Atatürk ilkelerine ve vizyonuna yürekten bağlı, Cumhuriyet değerlerine sahip, çağdaş medeniyet seviyesine  erişmeyi hedef alan, teknoloji üretebilen, demokrasiye ve asil milletimizin en önemli çimentosu olan laiklik olgusuna inanan askerlerin yetişmesine ahlaki katkı sağladığı sürece eyvallah ! Bunun dışı ise maazallah !

Bu olasılıklara karşı Genel Kurmay Başkanlığının hassasiyetine inancımı ve güvenimi muhafaza ediyorum ama yinede duramadım işte ..yazsam olmuyor, yazmazsam olmaz dedim ve fikirlerimi sizlerle paylaştım.s

4 yorumlar

  1. Zaman, itikadi bir buyruk’ dayatması ile ve ‘şahadet mertebesi’ önceleyen bir,varsayımsal ideoloji gözü karalığı önüne koyma gerekliliği! ile küffarın üzerine gitme motivasyonunun,çağa,.şartlara uyarlanmış bir ‘politika aracı’olarak aynı zamanda teknolojiyi,bilimi,aklı,stratejiyi,taktiği vb. disiplinleri en öne almış bir güç donanımı ile belirlenen bir ‘hüküm gücü’nün silaha baş vurma potansiyelini temsil eden bir ‘kurumsallığın ‘hazır kıt’a duruşudur toplumun!Aynı zamanda, akıl almaz güç potansiyeli ve bütün dünya doğasının insanlığının sonsuzca sömürü iştihanının odağı özelliğiyle emperyalist çağda, kendirne bağlı yönetimsellikler aracılığıyla sağlanan egemenlik silahı olarak sonuçta,insan emeğinin sömüren-sömürülen ilişkisine tabi bir el konulmuş zenginliğin tekellerde birikim ‘yasasına’ tabi bir tahakküm aracı olma ile, buna karşı ‘savunma’ durumunu temsil eden ‘iki tip’ ordusal amacın! DA AÜYLNI ‘SÖMÜRÜLEN ALT TABAKALARDAN’ OLUŞMUŞ İNSANLARIN ‘KAN DÖKME ŞARTI’ ÜZERİNDE İŞLEYEN BİR ‘MUHAREBE’ ARACIDIR!sAVAŞ İSE, GERÇEKTE, İKİ TEMEL SINIFIN ÇIKARININ MÜCADEYLE DİNAMİĞİ OLARAK,EN SÜREKLİ VE ‘HAKLI’ BİR KAVGA ARACI BİR KURUMSAL DÜZENHLEMEDİR..

  2. Aynı zamanda çürümüş bir kapitalizmin adı olan emperyalizm çağının sonunu gösteren Sosyalist bir dünya sisteminin, yirminci yüzyıl başlarında karşı karşıya gelmesi, hangi tiph Ordu’ların savaşı biçiminde ve neyi amaçlayan bir ‘karşıtlığa’ oturduğu anlaşılarak,örneğin bir Hitler ile Stalin’i üreten tarihin bu iki temel figürünrün,asıl olarak tariihi ve insanlığın kaderini belirleyici bir ‘savaş’ olarak,hangi ‘motivasyonları’ esas aldığı sorusu ile bakıldığında,altmış milyon insanın ölümü ve sayısız yıkımları esas alan bir ‘taraf’la,sadece insanlığın geldiği ‘savaşsız bir dünya tasavvurunun’ naifliği ve bu naifliğin, nasıl bir ‘dünyevi’ inanç ile alt edilebildiğinin ‘örneği’nden yola çıkarak bakıldığında, tarihin ve geleceğin dili çözülebilir.Bütün tarihin istisnasız ‘ezenlerindren’ yana bir Böyle birilerinin (hac’(larda umrelerde ve ‘Türk Okullarında’ açılış! ‘örnekleri’ sunar bir hale gelişi,önüne ancak ‘Suriye seferi’ manzarası koyarak nasıl anlatabiliyorsa kendini,o kadar ‘itikat’ ihtiyacının kaçınılmazlığı dayatır! kendiniemperyalist hayldutluğa karşı,insanlığın ilk defa ‘Sosyalist anavatan’ fikri düzeyine erişerekr, Hitler hnayldutluğuna teslim alınmış bir dünyanın kanlı geleceğini,ininde boğan bir ‘güc’ün, ‘vandalistlerin’ kapışması olarak Stalin’i eşitlmeyen acımasız mantık ve bu ‘mantık’la sosyalizmin de bir gaddarlık rejimi olduğu şeklindreki en acımasız ve alçak bir küçümsemeci yaklaşım karşısında tek söylenecek şey, tarihin, (haklı’ ve ‘haksız’ savaşlarla belirlenen ve hangi ‘sınıfgtan’ yana olmanın belirleyici bir ‘gelecek’ olarak,’Bu kavga en szon kavgamlızdır artı…” diyen ‘enternasyonal marşının,her dünyla dilinde aynı nağmeyme söylenen heph birden haykırılacak gerçeğin en ortak hancere sesi’nin ‘ylandaşı’ olmaktan asla vazgeçmeyen, bütün ezilenlerin dünyasında olma ‘savaşıdrır,bütün insanlığın Ordu’su! ve bu uğurda hiç bir ‘iman tahtası’ bu kadar ‘yalmın’ bir hak gerçeğinin ‘gerektirdiği’ savaş kadar haklı değildir! ‘savaş’ olarak sadece ‘ölmmesi’ istenen buyruklara açık ‘ietikat süsü sahtekarlıkları karşısında!

  3. Malatya Küreciğe, emperyalist saldırı gücünün ‘gözü’nü dikip,bu rezilliği ancak Nato emri mutlaklığı ile ‘savunulabilir’ gösteren bir cevval ve axşağılık uşaklığın kendini daha bir utanmazlıkla nasıl sergileyebilir olduğunu da buna uygun bir Ordu’ yapılanması yoluyla yıllar yılı bütün zeminleri köpekleştüirici bir kölelik düzeninin çakallık bekçisi olma görevi ilme ‘uyumlu’ bir sonucu dile getirme biçimi olarak gördüğümüzde keza, Suriye-İrak çizgisinde, antiemperyalist bir mezhebi karşıtlığın beline kırma adına ve asıl olarak İran’ı da kapsayan bir bölge savunma bilinçselliliğinin karşısına dikilmeye çalışılan emperyalist köpekliğin niyetleriyle ve asıl olarak da İran üzre bir ‘harekat’ emrine hazırlanan Ordu’nun,nasıl ‘teslim alındığı’ düşünülen bir kamu oyunu ‘temsilen’ ve ardından doğrudan Rusya’nın ‘meşru’ bir müdahalesine gönrüllü mühahily olma durumunun bölge üzerinden d6ünya savaşına yol açacak bir siyaset alçaklığınıa ‘uyumlu bir Ordu’ ile12 Eylül oığlanlarınhın açıkça meydan okuma zemininde,biperva meydan okuyuşlarına ‘emir-komuta zincirni ktesis ile bakılhdığında,

  4. bu denli sessiz bir ‘suskunlukla’ bakabilen bir toplum yaratısının sonuçlarından derlenen tüm felaketli tuzakların ayan beyan halleri, nasıl bir toplum olmayla, hangi tür bir ‘Ordu’ya sahip olma arasındaki, kesin sınıfszallık farkı ve hiç bir ihanete yol vermeyen ince nüanslarla toplum iradesi yerine ‘kendini’ ikame eden yeni tip siyaset alçaklıklarına keza, nasıl duyarlı bir duruşa olan ölümüne ihtiyacı, insanlığın en evrensel değerleriyle uyumlu bir dünya algısı ile tartıp, özünden alacağı güçle, bütün b.iu çakal tezgahlarını,bu karanlık müptezelliğin suratına çarpacak bir ‘kavrayışla’ ‘geçmişimizi gelecek yapacak bir ‘yargılama’ ve ‘szorgulama’ yetimizle kendi kaderimizin adına irade yükümlenmenin nesnesi olalım!Bütün sicillerini pervasızca açık eden düzen’in,kim adına işleyen bir kurgusallık olduğunun itirafı kenrdoini bu kadar ölümcül bir alçaklıkla göszterebiliyorken!

Yanıt verin

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>